Kerkenes Ana Sayfa
<<
Önceki Sayfa
Sonraki Sayfa
>>
Yçerik Sayfasyna Dönüş
Önceki
English Version
SARAY YAPI GRUBU KAZILARI
Figure 19 Figure 20 Figure 21 Figure 22 Figure 23
   
Figure 24 Figure 25 Figure 26 Figure 27 Figure 28
Figure 29 Figure 30 Figure 31
Figure 32
Figure 33
Figure 34 Figure 35 Figure 36
Figure 37
Figure 38
Figure 39 Figure 40 Figure 41
Figure 42
Figure 43
 

Saray Yapı Grubu Anıtsal Girişi

İki büyük kulesi ve Kabul Salonuna yönelen geçidiyle büyük ve görsel açıdan etkileyici olan bu kamusal anıt, 7km uzunluğundaki şehir surları üzerinde yer alan 7 kapıdan ayrılabilmesi için Saray Yapı Grubu Anıtsal Girişi olarak adlandırılmıştır. (Şekil 19 ve 20). Yapının anıtsal niteliği ortadadır. Giriş olarak kullanılmıştır, yani bir çeşit kapıdır ve etrafındaki alan ile bu alana giriş-çıkışları kontrol etmek için yapılmıştır.

Raporun bu kısmı geçmiş yıllar boyunca devam eden yüzey araştırması, temizlik ve kazı çalışmalarının bir özetidir (Şek. 19). Detaylı mimari plan ve görünüşler ile ilgili çalışmalar henüz tamamlanmamıştır. Mimari detaylar, kazı evi deposunda bulunan parçalanmış blokların incelenmesi sonucunda ortaya çıkacaktır. Buna rağmen, genel düzenleme ve plan şeması açıktır (Şek. 20). İki büyük kule ile gözetlenen doğu-batı yönündeki giriş geçidinin plan ve cephe simetrisi çarpıcıdır. Taş kaplamanın girişe ve girişin arkasına doğru geniş bir alana yayılması, bu mekanın resmi ve resmi olmayan birçok kamusal kullanıma hizmet ettiğini göstermektedir.

Anıtsal Girişin boyutları, etkileyiciliğini arttırır ve gözdağı verici özelliğini vurgularken, aynı zamanda Kerkenes’in bu yüksek güney sırtında, yılın büyük bir kısmında korunağa duyulan ihtiyacın bir göstergesidir. Büyük ve etkileyici tasarımına rağmen yapılışındaki asıl amacın düşman hareketlerini engellemek olmadığı düşünülmektedir. Aslında tamamen savunmasızdır ve kolay yanabilen malzemelerden yapıldığı için neredeyse yangına davetiye çıkarmış olmalıdır.

Saray Yapı Grubu 2005 Yılı Kazısı Amaçları

2005 yılı kazılarının amacı, geçit girişini, kulelerin önünden orta bölüme kadar (Şek. 21, TR15-TR 19 açmaları), girişin iç kısımlarını ön (doğu) yüzden arka (batı) yüze ve zaman elverdiği ölçüde de Kabul Salonu’nun ötesine kadar ortaya çıkarmaktı (Şek. 21, TR14, TR20 ve TR21 açmaları). Bu kazı mevsiminde üç temel amaç vardı: Daha önce bulunan heykel ve yazıtın eksik parçalarını ana bölüm önündeki dolgudan çıkartmak, mimari yapılar hakkında daha detaylı bilgi edinmek ve bu alanı görsel açıdan geliştirerek, aynı zamanda ziyaretçiler için tehlikesiz hali getirmek. 2005 yılında bu üç temel amaç da gerçekleştirilebilmiş ve Anıtsal Giriş için hazırlanan kazı programı başarıyla tamamlanmıştır.

Araştırmanın İlerleyişi ve Çalışma Yöntemleri

Girişteki dolgunun büyük bir kısmı gevşek taş moloz ve topraktan oluşmuştur. Taş kaplamanın hemen üzerinde kül ve kömürleşmiş sazdan dam örtüsü parçalarına rastlanmıştır (Şek. 22). Çoğu zaman taş kaplamaya kadar ulaşan ve hatta bazen bunu delerek geçen çok sayıdaki yağma çukuru, heykel ve yazıt parçalarının düzensiz bir şekilde dağılmasına sebep olmuştur. Dolgunun tamamı dikkatli bir biçimde elle ayıklanmış ve kaldırılmıştır. Dolgunun önemli bir kısmını oluşturan granit döküntü de dikkatle incelenmiş ve atılmıştır. Yanmış ve camlaşmış kırık ve dağınık kumtaşı bloklar alanda istiflenmiştir. Geri kalan bütün kumtaşları ise Kazı Laboratuvarı’na taşınmış, yıkanmış ve ayıklanmıştır. Kumtaşlarını ayıklamak için zaman zaman elek kullanılsa da, kırılgan yapıları sebebiyle bu işlem başarılı olmamış ve malzemenin delikli plastik örtü üzerinde ayıklanması tercih edilmiştir. Başlık ya da başlık benzeri kabartma taşıyan kırılmış ve parçalanmış büyük mimari parçalar (Şek. 23) yerinde belgelenmiş ve daha sonra temizlik ve birleştirme çalışmaları için laboratuvara gönderilmiştir. Bu işlemler kazıyı oldukça yavaşlatmış ve zorlaştırmıştır. Kule duvarlarından düşen büyük parçalar, yangın sırasında mimari parçaların camlaşması ve daha sonra açılan soygun çukurları bu parçaların tanınmasını, topraktan çıkarılmasını ve onarımını zorlaştırmıştır.

Önemli olan hiçbir noktanın kaçırılmadığı büyük bir güvenle söylenebilse de çıkan yangın, geçidin taş elemanlarını parçaladığından yerinde ele geçen buluntuların azlığını belirtmek üzücüdür. Taş sıraları arasındaki yatay kirişin tamamen yanması sonucu ortaya çıkan boşluklar, kule duvarlarının yapısal açıdan dengesini yitirmesine neden olmuştur. Yangın sonucu parçalanan büyük taşlar da güvenlik nedenlerinden dolayı kaldırılmıştır. Çok yakında gerçekleştirilmesi planlanan koruma ve onarım çalışmaları bünyesinde güvenli bir alan oluşturmak için duvar yüzeyinden geri kalan kısımlar geçici bir önlem olarak ahşapla desteklenmiştir.

Belgeleme Çalışmaları

Kazı çalışmaları daha önceki dönemlerde olduğu gibi plan, kesit çizimleri ve fotoğraflarla belgelenmiştir. Anıtsal Girişin merkezine doğru ilerleyen doğu-batı kesidindeki çalışmalar tamamlanmış ve rektifiye edilmiş dijital fotoğraflarla 1:20 ölçeğinde mozaiklenmiştir. Aynı zamanda elde edilen bu belgeler basılmış ve arazide kontrol edilmiştir. Geçidin yan duvar yüzleri aynı yöntemle belgelenmiş olup, yok olması daha az muhtemel diğer kesitler geleneksel yollarla çizilip belgelenmiştir. Daha önceki senelerde olduğu gibi, bu sene de rektifiye edilmiş dijital fotoğraflar taş kaplı alan ve diğer ilgili yapıları belgelemek için kullanılmıştır. Bu fotoğrafların, daha ayrıntılı plan ve kesitlerin üretilmesi için sayısallaştırılması devam etmektedir. Bu dikkatli belgeleme çalışmaları, yapıların ve çevrelerindeki yapı ve alanların gelecekte yapılması planlanan bilgisayar modelleme çalışmalarına yardımcı olacaktır.

Anıtsal Girişin Mimari Özellikleri

Simetrik olarak düzenlenen mimari biçim, iki kulenin arasına yerleştirilmiş anıtsal bir girişten ibarettir (Şek. 25 ve 26). Çok yoğun bir biçimde yağmalandıkları için kulelerin iç düzenlemeleri ya da tabanları belirgin değildir ve iki kulenin de ana dolguları büyük ölçüde soyulmuştur. Kule duvarlarının ön kısmının yanındaki büyük bir kaide, geçidin her iki tarafındaki eğimli taş kaplı yüzeylerin biraz üzerinde yer almaktadır.

Kuleler, geçidin orta kısmında yer alan bir giriş cephesine doğru uzanan 10.50m genişliğindeki taş kaplı alan ile birbirlerinden ayrılmaktadır (Şek. 27 ve 28). Giriş yolu, geçit içindeki ön duvarda yer alan iki kanatlı kapıdan geçerek içeri girmekte ve giriş arka duvarını oluşturan benzer bir kapıdan Saray Yapı Grubu’na ulaşmaktadır. Giriş mekanı, diğer tarafta da simetriğinin var olduğu düşünülen bir odacık ile daraltılmıştır. Arka duvarın diğer yanında giriş, kaçak kazı sonucu tahrip edilmeden önce, üçüncü bir kaidenin bulunduğu taş kaplı diğer bir alana açılıyor olmalıydı. Döşemede bulunan ve cepheye paralel olan küçük bir su kanalı, suyun kapılardan geçide doğru akmasını engelliyordu. Ön duvarın bir yanında yer alan kaide ile arka duvardaki kapıda yer alan ve bir tanrıyı betimleyen stelin birer benzeri simetrik olarak karşı tarafta da yer alıyor olmalıydı (Şek. 27).

Anıtsal Girişe Yaklaşım

Geniş geçidin ön yarısı yak. %20 eğimli ve parlatılmış granit ile kaplıdır (Şek. 30). Kulelerin ön tarafındaki kaplamayı şekillendiren referans çizgileri girişe parallel olmayıp, yönelim Kabul Salonu’nuna doğrudur (Şek. 20 ve 27). Bu durum, taş kaplama ile Kabul Salonu’nun Anıtsal Giriş’ten önce yapıldığının bir göstergesidir. Her iki kulenin içe bakan ön köşesinde yerel alan temel taşları kaplama seviyesinin biraz üzerinde konumlanmış ve aynı zamanda üst duvar yapısı hattının biraz dışına çıkmıştır. Ancak bu çıkma yalnızca köşe taşlarına özgüdür ve eğimli geçit boyunca yükselen kule duvarlarında izlenmez (Şek. 31). Her iki kenardaki kumtaşı dikme kaideleri kule ön yüzlerinden yak. 2.05m geride olup, üst kısımlarında yak. 0.85m çapında sığ dairesel oyuklar vardır. Bunlar büyük olasılıkla tek başına ayakta duran kumtaşı başlıklı ahşap dikmeleri destekliyordu (aşağıda farklı bir yorum daha yer almaktadır). Bu kaideler ile girişin ön kısmının güneybatı köşesinde bulunan konglomera kaide yerleştirildikten sonra yerinde şekillendirilmiştir. Boyutları 2.10x0.70m olan dikme kaidesinin bir eşi muhtemelen kapının diğer tarafında da bulunmaktaydı. Sözü edilen kaplama sınırlarında yer alan büyük taşlardan oluşan sıraların işaret ettiği gibi, kulelerin ön yüzünden geçit içinde yer alan ön duvara doğru uzanan taş kaplama, dikme kaideleri ile konglomera kaidelere dek yeniden döşenmiş olmalıdır.

Anıtsal Giriş’in ön kısmının üst örtüsüz olduğunu düşündüren birkaç sebep vardır: Giriş açıklığı ve geçidinin genişliği ile bunu destekleyebilecek yalnızca bir çift dikmenin varlığı, bir üst örtüyü olanaksız kılmasa da çözümünü zorlaştırmaktadır. Ayrıca taş kaplamanın eğiminin dik oluşu, üst örtünün yapımını zahmetli hale getirebilir. Diğer yandan herhangi bir üst örtü, eğimin üst noktasındaki geniş yuvaya oturacak ahşap bir ön duvarın görünümünü bozabilir. Yağma çukurlarının arasında kalan yanmış dolgunun dağılımı, bu molozun yanarak çökmüş bir üst örtüden çok yanmış bir duvar/cephe ve/veya çift kanatlı kapıya ait olduğunu düşündürmektedir. Bir üst örtüye ait olması muhtemel saz izli kerpiç parçaları ve yanmış dallar büyük bir olasılıkla geçidin her iki yanında yer alan kulelerden dökülmüştür.

Kabartmalı Anıtların Yeri

Bu raporun ilerleyen bölümlerinde anlatılacak olan heykel parçaları ve yazıt, girişin ön kısmındaki yıkıntıda bulunmuştur. Bunlardan bazıları insan biçimli bir heykel ve ufak ölçekte yazıtlı bir kabartma yontudur. Muhtemelen bunlardan biriyle ya da her ikisiyle ilişkili olan ve hem yangından hem de daha sonraki yağmadan kurtulan parçaların birleştirilmesi devam etmektedir. Ahşap bir çekirdeğin etrafına sarılan altın varaktan bir boynuz, değerli ahşap parçalarının varlığına işaret etmektedir.

Bölmenin önündeki taş kaide ile var olduğu tahmin edilen simetrik eşinin üzerinde neyin durduğuna dair bir iz bulunmadığı söylenebilir. Boyut ve oranlar, bulunan ufak parçaların taş kaideler üzerinde duramayacağını göstermektedir. Ayrıca kumtaşı dikme kaidelerinin taş başlıklı ahşap (adak) dikmeleri(ni) değil, ancak tek başına duran daha alçak ahşap heykelleri taşıyabileceği önerilmiştir.

Her durumda, girişi oluşturan yapıların yanmadan önce yıkılıp dağıtıldıklarına dair kanırlar mevcuttur.

Kulelerin Arasındaki Ön Duvar

İki kulenin yan duvarlarının ortası hizasında yer alan 2.20m genişliğindeki boşluk ya da yuva, ön duvar ya da cephe olarak nitelendirilen mimari ögenin temel çukurunu oluşturmaktadır (Şek. 32). Yanmış ve camlaşmış moloz ve ahşap dikmelere ait olabilecek izler, taş ve kerpiç dolgulu ahşap iskeletli bir yapıya işaret etmektedir.

Taş kaplamanın iç orta kısmında bulunan 5 büyük taş, çift kanatlı kapının olası yerini göstermektedir. Açıklığın her iki yanında, kapıyı taşıyan dikmelerin izi görülebilmekte ve kanatların büyük ahşap iskeletli bir bölme duvarının içinde yer aldığı düşünülmektedir. Beş döşeme taşının toplam genişliği 4.40m ve bölme duvar yuvasının genişliği 2.20m olup, cephenin dış yüzüne yerleştirilecek kanatlar açılığında duvar genişliği içinde kalabileceklerdir. Geçidin korunabilmiş güney duvarının dokusunun aniden etkileyici kesme taş bloklardan ahşap elemanlı moloz taş örgüye dönüşümü, bu kısmın bir bölme ile gizlendiğine açıkça işaret etmektedir.

Geniş temel yuvasında kulelerin üst duvarlarından ve ön duvar dolgusundan dökülen yanmış ve kısmen camlaşmış taş ve kerpiç parçalarıyla dolu olmasına karşılık, kül ve odunkömürü bulunmaması, ön duvar/cephe iskeleti ile kapı kanatlarının alan yanmadan önce yıkıldığının bir göstergesi olabilir. Kapı dikmesinin güney deliğinde bulunan küçük bir kumtaşı yastığa ait parçalar da benzer biçimde yorumlanabilecek kanıtlardır.

2004 yılı raporunda bu ahşap duvar/cephenin bezenerek anıtsal bir yapı haline geldiği ve büyük olasılıkla Frigya yaylalarında bulunan kayalara oyulmuş mimari cephelere benzerlik gösterdiği öne sürülmüştü. 2005 yılında ele geçen kumtaşı yastıkların sayısı ve çeşitliliği benzer ögelerin bezeme amacıyla ahşaba da uygulanmış olabileceğini ve 2002 yılında bulunan bronz levhalardan kesilmiş yaban keçisi tasvirlerinin varlığının, benzer daha değerli bezeme elemanlarının kapı kanatları, bölme duvarı ve alınlar üzerinde yer alabileceğini düşündürmektedir. Kapı dikme ve menteşe deliklerinin yağmacılar tarafından boşaltılmış olması, bunların da değerli metallerden yapılmış olabileceğine işaret etmektedir.

Şu an cevabı bilmeyen diğer bir sorun, 2.20m genişliğinde bölme duvarının rekonstrüksyonudur. Bu yapının üzerinde, ahşap bir alınlık arkasındaki gizlenmiş ve iki kuleyi birleştiren bir geçit köprüsü bulunması mümkündür. Ayrıca bölme duvarındaki kapı açıklığının her iki yanında, kanatlar açıldığında bunların arkasında kalan ahşap bir merdiven bulunduğu düşünülebilir.

Girişin Kuleler Arasında Kalan İç Kısmı

Ön cepheden geçerek içeri giren yol, daha ufak taşlarla döşenmiş ve daha az yıpranmış taş kaplamalı, seviyesi düzeltilmiş ikinci bir alana ulaşır (Şek. 33). Ortadaki taş kaplamanın duvar tarafında yer alan yanmış toprak taban, önünde ufak bir çukur bulunan küçük bir odanın varlığına işaret etmektedir. Planda da önerildiği gibi (Şek. 27), yapının simetrisi nedeniyle kazılmayan güney tarafında da kuzeydeki gibi bir oda olması muhtemeldir. Ne bu bölümde ne de girişin arka kısmında yapının yıkılması öncesine tarihlenen bir değişiklik izine rastlanmamıştır.

Kuzeydeki odanın girişinin önünde hafifçe yükseltilmiş bir basamak bulunmuştur (Şek. 34). Hiçbir buluntu içermeyen bu odanın tabanı topraktır. Odanın doğu duvarı ile girişin ön duvarının arka yüzü arasında kalan tuhaf denecek incelikteki boşluk, taş kaplama üzerinde tek sıra taş ile belirlenmiş olup çukur benzeri bir elemandır.

Güney duvarının doğu tarafında tek bir girişi olan bu odanın boyutları yak. 2.10x2.50m’dir. Duvarlar taş kaplama üzerine yerleştirilen ve bir sıradan oluşan taş bir temele oturmuş olmalıdır. Duvarların üst kısmı yak. 32x32cm boyutlarında kare biçiminde kerpiç bloklardan yapılmıştır. Soyguncular tarafından tahrip edilen odanın kuzey ve doğu duvarlarının izi kalmamıştır. Duvarlarda ahşap çatkı bulunup bulunmadığı belirsizdir.

Bu oda ve var olduğu düşünülen simetrik eşi büyük olasılıkla üst örtüye sahipti. Oda tabanında hiçbir üst örtü kalıntısı bulunamamasının, bunu oluşturan saz örtünün küle dönüşerek yokolmasının kaynaklandığı düşünülebilir. Kerkenes’deki diğer kalıntılarda da izlendiği ve yükseltilmiş eşikler gibi mimari elemanlar ile taş kaplama üzerinde yanmış üst örtü kalıntılarına rastlanmamsının işaret ettiği üzere geçidin taş kaplı orta mekanının üzeri muhtemelen açıktı.

Batıdaki Taş Kaplı Alan

Taş kaplı alan (Şek. 37), kısmen tahrip edilmiş olmakla birlikte, Kabul Salonu’na kadar uzanmaktadır. Taş döşeme üzerine giriş arka duvarı boyunca yerleştirilen drenaj kanalı, akan suyu girişten kuzeye doğru uzaklaştırmaktadır. Bu kanalın girişin önünden geçen bölümü, kuzeydeki ucuna göre daha düzgün ve özenli biçimde yapılmıştır (Şek. 38).

Kazılan kuzey kısımda ikinci bölücü duvarın arkasında taş kaplama üzerine yerleştirilmiş, üzerinde dairesel bir oyuk bulunan başka bir kare dikme kaidesi bulunmaktadır (Şek. 39). Çapı yak. 0.80m olan bu oyuk, girişin ön tarafında bulunan dikme kaidelerindeki oyuklardan biraz daha küçüktür. Eski Çağ soyguncuları bu kaidenin etrafını ve altını kazmışlar ve elemanın çukura düşmesine neden olmuşlardır. Büyük ihtimalle bu yağma kazısı öncesinde kaide taş kaplama üzerinde görünür konumda yer almaktaydı.

Girişin arka yüzündeki tarafındaki iki dikme, kule arka yüzlerinin biraz batısına yerleştirilmiş olmalıdır. Böyle bir düzenleme, girişin ön kısmındaki açık sundurma benzeri bir üst örtü oluşturmuş olabilir. Kulelerin arka duvarları yıkılmış ve kalıntılar soyguncular tarafından karıştırılmış olduğundan, kazı yapmadan bu duvarların yerlerini kesin olarak belirlemek mümkün değildir.

Kuleler

Dikdörtgen tabanlı kuleler, yak. 15.60x13.00m boyutlarındadır. Kulelerin derinliğinin tam olarak belirlenmesini gerektiren giriş arka duvarların yeri kesinleştirilememiştir. Döküntüler dikkatle belgelenip kaldırıldıktan sonra Güney Kulesi’nin köşesi ortaya çıkarılmıştır (Şek. 40). Kuzey Kulesi’nde kazılmış alanın tehlikeli bir biçimde gevşek duran kısmının kaldırılması dışında çok az çalışma yapılmıştır (Şek. 41).

Kulelerin korunabilmiş alt kısımları sağlamdır ve eğimli yüzeyin giriş geçidinin yarısına kadar düşeyde 3m yükselen ön bölümde bir platform oluşturur. Kuşkusuz bunlar anakayayı çevreleyip örtmekte, görülen duvarlar ise moloz taş dolgu için istinat işlevini üstlenmektedir. Her iki kulenin iç kısmında açılan soygun çukurları nedeniyle kulelerin iç düzeni ve taban ve ara döşemeler konusunda belirgin bir veri elde edilememiştir. Girişin kuzey ve doğusundaki eğimli taş kaplı yüzeyin arkasındaki Yapı A’daki teraslamadan ve şehrin kuzey ucunda, 1996 ve 1998 yıllarında kazılan deneme açmalarından bilindiği üzere iç duvarların temellerinin teras dolgu taşlarının arasında inşa edilmiş olması beklenebilir, ancak bunların tamamı yokolmuştur.

Güney Kulesi’nin ortaya çıkarılmasıyla daha geniş düzeyde bilgi sağlanmış olmasına rağmen, 2006 yılında gerçekleştirilecek mimari blokların restorasyonu ile kısmen de olsa çözümlenebilecek güç sorunlar bulunmaktadır. Bu nedenle aşağıda tartışılanlar başlangıç niteliğinde ve taslak özelliğindedir.

Her bir kulenin açığa çıkarılmış dört yüzünün de aynı seviyeye kadar kesme granitle kaplı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu seviye aslında girişin daha yüksek olan iç (batı) kısmındaki taş kaplamanın üzerinden yak. 0.80m yüksekliğine ulaşan tek bir sıradır. Sonuçta ön yüzde dört sıra kesme granit yüzey taşı bulunmaktadır ve bu sayı yüzey seviyesindeki artışa bağlı olarak yan taraflarda azalmaktadır.

Geçitte, düzgünce yerleştirilmiş kesme granit blokların üzerinde aşağıda ayrıntılı olarak anlatılacak olan bir sıra sarı kumtaşı, bu sıranın üzerinde ise bir sıra yumuşak beyaz (tebeşir benzeri) kireçtaşı bulunmaktadır. Bu aşamada kumtaşı ve kireçtaşı blok sıralarının kulelerin ön yüzleri boyunca devam ettiği düşünülmektedir. Sıralar en az 0.30m genişliğinde yatay ahşap kirişlerle karışık haldedir. Yapısal dengenin sağlanması amacıyla bu kiriş ya da hatılların yuvarlak hatlarının sertleştirildiği söylenebilir. Kumtaşı sırasının üst kısmı "kırlangıç kuyruğu" biçimli tahta kenetlerle sabitlenmiş gibi görünmektedir. Bu kenetler büyük ihtimalle döşeme kirişlerini sabitlemek için kullanılmıştı. Eğer bu yorum doğruysa, beyaz kireçtaşı sırası iç taban hizasından daha yüksek bir seviyede bulunmalıdır. Bu fikri destekleyecek bir diğer kanıt ise üst yapıyı oluşturan taş ve kil dolgulu ahşap iskelete ait dikmelerin kumtaşı bloklarlarla aynı seviyeden başlamasıdır. Ancak bununla beraber, bu çıkarımlar yoruma açıktır ve başka bir şekilde de değerlendirilebilir.

Ön cephenin ortasından geçidin arkasına doğru olan kısımda ve muhtemelen kulenin arka yüzünü oluşturan duvarlar cepheleri biçimlendirilmemiş yerel köşeli taşlarından oluşmaktaydı. Diğer bir deyişle, geçidin iç kısımları ve ahşap iskeletli cepheler tarafından gizlenen bu bölümde cephedeki gibi kesme taş kullanılmamıştır. Bu durum, geçidin iç kısmında yer alan odaların özgün yapının bir parçası olduğunu kanıtlamaktadır.

Kaçınılmaz ek sorunlar ise kulelerin özgün yükseklikleri ile köşelerde uygulanması gereken güvenlik çözümleridir. Buradaki zorluk, çok sayıda yıkılmış yastık bezemeli blok ile taş yastık parçalarından oluşan kumtaşı döküntülerinden ve diğer mimari bezeme kalıntılarıyla daha da artmaktadır. Bu parçalanmış blokların büyük bir kısmının 2006 yılında daha ayrıntılı bir inceleme ve restorasyonunun ardından, umulduğu gibi blokların sayıları ve mimari düzenlemeleri ortaya çıkacaktır.

Daha detaylı bir inceleme sonucu, granit blokların kiriş seviyeleri arasında yastık işlevi görecek bir sıra oluşturmak üzere biçimlendirilerek yerleştirilmiş oldukları anlaşılmıştır. Ön kısımda, her iki dikme kaidesinin arkasında kalan bölgede, yan duvarlarda eğim boyunca uzanan ilk örgü sırasını taşlar çok daha küçük olmakla birlikte, yine prizmatik olarak biçimlendirilmiş ve düzgün bir biçimde oturtulmuştur (Şek. 42). Bu granit blokların yan yüzleri düşey birleşmemekte, bunun yerine boşluklar üçgen ya da zaman zaman yuvarlatılmış dolgularla tıkanmaktadır. Aynı yöntem kumtaşı örgüde izlenmemektedir; aksine daha yumuşak olan malzemenin L şeklinde biçimlendirilmesi ve daha basit tıkaçlar kullanılması tercih edilmiştir.

Geçidi dolduran yanmış döküntü, ahşap elemanlar arasında dolgu olarak köşeli granit parçaları ve kil kullanıldığını göstermektedir. Daha sonra açılan yağma çukurlarının genişliği, yüksekliğin tahmin edilmesini tamamen olanaksız hale getirmese de, çok zorlaştırmaktadır. Ancak, Güney Kulesi’nin duvarından düşmüş olan dolgu yığını, kulelerin içi doldurulmuş üst ahşap iskeletli bölümünün mevcut taş ön yüz yüksekliğine hemen hemen denk olduğuna işaret etmektedir. Üst duvarın genişliğine dair kesin bir kanıt olmamakla birlikte, şekilsiz bir biçimde birbirine karışmış ve camlaşmış döküntüler bu kalınlığın yak. 0.80m’den fazla olmadığını göstermektedir. Kısıtlı verilerle, kulelerin üst örtülü olduğu öne sürülebilir. Aksi takdirde kulelerin tepeye kadar açıklıksız olması gerekirdi. Daha önce giriş geçidinin üst örtüsüne ait olabileceği öne sürülen saz ve ahşap izli yanmış kerpiç parçalarının aslında kulelerin üst örtüsüne ait olması ihtimali yüksektir.

Kenetler

Sadece kronolojik anlamda önemli olmayan bir ayrıntı "kırlangıç kuyruğu" biçimli kenetlerin kullanımıdır. Bu kenetlerden bir tanesi kendisi için açılmış olan oyukta yanmış halde bulunmuştur. Küçük ve düzgün kesilmiş kenetler Güney Kulesi’nin kuzeydoğu köşesindeki ve onun yanındaki iki geniş yüzlü granit blokta belgelenmiştir. Düzeltilmiş kenet kesikleri yapım sırasında kırılan granit blokların onarılması için açılmış olmalıdır. Kumtaşı bloklarda ise bu "kırlangıç kuyruğu" biçimli kenet oyuklarından çok sayıda bulunmaktadır. Bunlar (daha yumuşak olan kireçtaşında değil fakat) kumtaşlarında granite göre genel olarak daha düzensiz, daha kaba ve daha derin biçimlerde ve farklı boyutlarda görülmektedir. Bu oyuklar kumtaşı ve kireçtaşını biçimlendirmek için kullanılan el aletlerinin benzerleri ile açılmışlardır; bu aletler bunlar genelde ahşap işçiliğinde kullanılan keser ve keski kalemleridir. Daha sert olan granit için farklı aletler kullanılmıştır. Kenetler duvar yüzlerinde yanyana duran bloklar ile ve kule köşelerindeki blokları 45º açı ile birbirine bağlamak için kullanılmıştır (Şek. 43). Ayrıca, geçen yılın raporunda da belirtildiği gibi, cephe bloklarını döşeme kirişilerine bağlamak için kullanıldığı düşünülen kenet oyuklarına da rastlanmıştır. Söz konus kirişlerin döşemeyi taşıdığı düşünülebilir çünkü kule üst yapısını oluşturan ahşap iskelete ait olsalardı, kazı sırasında kömürleşmiş ahşap parçalarının ortaya çıkarılması beklenebilirdi.

Mimari Rekonstrüksiyon Önerisi

Bu aşamada Anıtsal Giriş’in rekonstrüksyon denemelerinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Geçmiş dönemdeki bir ziyaretçi önden baktığı zaman iki yüksek kule arasında uzanan taş döşemeli bir giriş görüyor olmalıydı. Dik eğimin tepesinde, ortasında iki kanatlı bir kapının yer aldığı bezemeli ahşap bir cephe bulunuyordu. Bu kapı ile geçidin arka yüzündeki benzer kapı açıldığında büyük olasılıkla Kabul Salonu’nun girişi görülebilmekteydi. Ziyaretçi, kaygan ve yıpranmış granit döşemeden kapıya doğru yöneldiğinde kapının her iki yanında taş kaideler üzerinde taş başlıklar ya da heykeller taşıyan ahşap dikmelerin arasından geçiyor ve iki yanında yine taş kaideler üzerinde bulunan heykelleri görüyor olmalıydı. Eğimin tepesine ulaşıldığında taş kaplamanın Kabul Salonu’na kadar devam ettiği izlenebiliyordu. Her iki yandaki kulelerin duvarları muhtemelen 8m yüksekliğindeydi. Duvarların alt yarısı gümüşgri granit, sarı kumtaşı ve beyaz kireçtaşından oluşurken, bunların üzerinde sıvanmış kerpiç dolgulu ahşap iskeletli bir duvar yükselmekteydi. Muhtemelen ön tarafta diziler halinde köşeleri bezemeli kumtaşından yastıklar vardı. Yaylalardaki taşa oyulmuş örneklere benzeyen cephenin akreterion ile taçlandırılmış üçgen bir alınlığı olmalıydı ve bu alınlık kuleleri birleştiren bir yaya köprüsünü gizliyordu. Arka cephe de benzer biçimde olmalıydı, ancak burada serbest biçimde duran dikme veya dikme kaideleri kule duvarlarının önünde yer alıyor ve kapının her iki yanında alçaltılmış sunakları olan ve sembolik olarak bir tanrıyı betimleyen bir çift stel bulunuyordu.

 
 
Kerkenes Ana Sayfa
<<
Önceki Sayfa
Sonraki Sayfa
>>
İçerik Sayfasına Dönüş
Önceki
English Version